17 Mayıs 2008 Cumartesi

YAKANA TAKTIĞIN O ÇİÇEK
Bir çok şey var senin olan ama benimde bildiğim bir çok şey
Sözgelimi üşüyen ellerim var
Bir yaz günü buz gibi pınar suyunun içinde gezinen
Biraz komik kaçacak ama eldiven olup
yazın üşüyen ellerini ısıtnayı çok isterdim

Eskiden böyle değildi artık çoğu zaman
gözlerinde hüzün var böyle anlarda bir gök kuşağı ile
kalbini doldurmak isterdim

Uzaklara bakarken bir başka parıltı oluyor
gözlerinin içinde, bakışlarını gülümsetecek
en parlak yıldızı sana vermek isterdim

Sesinde kalın ve kısılmış bir güzellik var
üşütüp nezle olmuşsun besbelli.
Eğer istersen içtiğin limonlu ıhlamurun buğusu olup
sen iyileşene kadar bardağında kalmak isterdim

Yemyeşil çimenlerin üzerinde geceden kalma ayak izlerin var
Anlaşılan tek başına yürümüşsün
Haber verseydin ay ile birlikte yürüyen üçüncü kişi olabilirdim

El yazısı ile bilgisayar yazısı arasında
Ağlamakla gülmek arasında, konuşmakla susmak
arasında yazdığım mektuplar var
Biraz zor olacak belki ama gönderdiğin bütün
mektupların adresinde oturup sana cevap yazan
birisi olmayı çok isterdim

nerelerde uçurtma uçurdun
nerelerde misket yuvarlayıp ip atladın bilemem
babanın mesleği nedeniyle bir çok ilçede
anınca seninle bir yerlerde karşılaşıp karşılaşmadığımızı
anımsayamıyorum
Fakat ne çok isterdim çocukluğunda unutamadığın
anılardan birisi olmayı

Odanın penceresine sırayla dizmişsin
şu çan çiçeği, şu menekşe, en köşede susuz bıraktığın kasımpatı
Şarkı mırıldandığını duyan çiçeklerden birisi olmayı çok isterdim
Hadi bunu geçtim! Bari yakanda taşıdığın o çiçek olsaydım.

Hiç yorum yok: