17 Mayıs 2008 Cumartesi

yaşamak bu diyorlar
hayat yolunda düşe kalka yürümek
ayrılık böyledir diyorlar
kolay değildir o sancıyla inlemek
alnına yazılanı mutlaka çekeceksin
ölüm bunun tek ilacıdır diyorlar
o zaman her şeyi bırakıp gideceksin
------
Bir gün adını anarken
kısılırsa sesim
Aşkın kördüğüm olup
tükenirse nefesim
sevgilim bir yağmurla
ıslanırsa gözlerim
bilki güzel gözlüm ben
yalnız seni sevdim
.......
Oturmuş bir köşeye gözleri nemli
Elinde sigara yüreği kederli
Felek ona vurmuş halinden belli
hem ağlıyor hem gülüyor garip
Bazen dalıyor gözleri uzaklara
kimbilir ne hayal ediyor
Arada bir ah çekiyor
Belki ölümü özlüyor garip
varsın mutluluklar kalsın yarına
belki kavuşur insan insana
bizde buluşuruz kısmet olursa
----------
Senin hiç gözlerinin içi güldümü
sevdalarda eridimi yüreğin
Bakışlarınla yıldızlara sual sordunmu
yılgın denizlerde kurudumu emeğin
karanlık gecelerde sevda türküsü söyledinmi hiç
Dolunayda dondumu bakışların
Söyle yolunu gözledinmi
Kurak çöllerde hasretle karakışların
Denizlerin dalgalarında durdurdunmu zamanı
yoksun bakışlı denizkızları aradınmı
Acı bir efkar bastımı her yanını
yangınlar içinde kaldımı yüreğin
ve bulutlarla birlikte ağladınmı
hıçkırıklar düğümlendimi boğazına
kör kütük sarhoş olup yağmurlarda yıkandınmı
Kör kütük sarhoş olup yürüdünmü üzgün başıboş
ve tüm dost sandığın insanların yalanlarına kandınmı
gök gürültülerinde kayboldumu çığlığın
zamanla oyuncak oldumu düşlerin
ellerinde insanlığın
Kardelenlerde sevgiyi aradınmı
söyle bana sevdiğim karlı dağların
doruklarında yüreğin alev alev yandımı
ve sam altında hayallerini kalpazanlar aldımı
umut ektinmi yüreğine
yüreğini aradınmı taşların
şiir şiir coşup aktımı gönülden gönüle
sevgin duyguların inançların
çiçek çiçek açtımı yüreğin
kara toprakları sıktımı avuçların
buz gibi sularda yalınayak yürüdünmü
ve sordunmu balıklara
kalbi varmı? kalbi varmı taşların
Hiç güneş gülümsedimi yüzüne
Bulutlar pamuk pamuk karşında yığındımı?
Alkış tuttumu yüreğin dağın yamaçlarında
Bulutlarda yaşamak istedinmi
Gönlün ulaşmak istedimi dağ başlarına
terler doldumu yanaklarına
Gecelerde soğuttunmu yüreğini
yıldız yağmuru düştümü hiç
gölde yıkanan ayak uçlarına
ve zaman zaman orman dolusu ağaçlarla konuştunmu
Kader çizgilerine dokundunmu renk renk yaprakların
Güneşi aradınmı engin bakışlarla
ve gökyüzüne sordunmu
kalbi varmı? kalbi varmı yıldızların
Ayın duruşunu seyrettinmi yamaçlarda
haykırmak geldimi içinden dünyaya
yemyeşil çayırlara uzandınmı
ılık topraklar aldımı içindeki acıyı
şairi oldunmu en güzel duygusuz zamanların
Bir gelinciği okşadınmı parmak uçlarınla
Bağ başlarında kaval çalan bir çobana rastladınmı?
Mahsun bakışını seyrettinmi koyunların
ve çobana sordunmu hiç
KALBİ VARMI? KALBİ VARMI İNSANLARIN
YAKANA TAKTIĞIN O ÇİÇEK
Bir çok şey var senin olan ama benimde bildiğim bir çok şey
Sözgelimi üşüyen ellerim var
Bir yaz günü buz gibi pınar suyunun içinde gezinen
Biraz komik kaçacak ama eldiven olup
yazın üşüyen ellerini ısıtnayı çok isterdim

Eskiden böyle değildi artık çoğu zaman
gözlerinde hüzün var böyle anlarda bir gök kuşağı ile
kalbini doldurmak isterdim

Uzaklara bakarken bir başka parıltı oluyor
gözlerinin içinde, bakışlarını gülümsetecek
en parlak yıldızı sana vermek isterdim

Sesinde kalın ve kısılmış bir güzellik var
üşütüp nezle olmuşsun besbelli.
Eğer istersen içtiğin limonlu ıhlamurun buğusu olup
sen iyileşene kadar bardağında kalmak isterdim

Yemyeşil çimenlerin üzerinde geceden kalma ayak izlerin var
Anlaşılan tek başına yürümüşsün
Haber verseydin ay ile birlikte yürüyen üçüncü kişi olabilirdim

El yazısı ile bilgisayar yazısı arasında
Ağlamakla gülmek arasında, konuşmakla susmak
arasında yazdığım mektuplar var
Biraz zor olacak belki ama gönderdiğin bütün
mektupların adresinde oturup sana cevap yazan
birisi olmayı çok isterdim

nerelerde uçurtma uçurdun
nerelerde misket yuvarlayıp ip atladın bilemem
babanın mesleği nedeniyle bir çok ilçede
anınca seninle bir yerlerde karşılaşıp karşılaşmadığımızı
anımsayamıyorum
Fakat ne çok isterdim çocukluğunda unutamadığın
anılardan birisi olmayı

Odanın penceresine sırayla dizmişsin
şu çan çiçeği, şu menekşe, en köşede susuz bıraktığın kasımpatı
Şarkı mırıldandığını duyan çiçeklerden birisi olmayı çok isterdim
Hadi bunu geçtim! Bari yakanda taşıdığın o çiçek olsaydım.
EĞER
Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
ve bunun sebebini senden bildikleri zaman
sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;

Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;

Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan
veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;

Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,

Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,

Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;

Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından
ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,
ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;

Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
ve kaybedip yeniden başlayabilir
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;

Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile
işine yaramaya zorlayabilirsen
ve kendinde 'dayan' diyen bir iradeden
başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;

Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;

Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;

Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;

Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı,
altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;

Yeryüzü ve üstündekiler senindir

Ve dahası

sen bir İNSAN olursun oğlum...
EĞER

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiç bir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp,
göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namuzsuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın
bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde "Onca ayrılığın birinci dereceden failidir." denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle
avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya,
canım ellerini tutmak isterse...
Evet sevgili,Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
GÜL ŞİİR
Acını ödünç ver bana gözyaşlarını
Damarlarında uyuyan sevincini ödünç ver
yitirdim çünkü onları
İlenmiyorum, el çırpmıyorum artık
Ne aklımda yaşadıklarım üstüne düşünceler ,
Nede geleceğe ilişkin bir tasa
Gelirken çan çalmıyor yalnızlık,
Bir kadın, bir sokak, bir ev
Yüzler, gülüşler boyunca
Dünyanın ölümünü gördüm suyun toprağın
en yakın dostlarımın birer birer
Vakitsiz açan çiçeklerin, vakitsiz doğan çocukların
ölümünü gördüm Ama kimse inandıramaz
Sevgilerin öldüğüne
Yaşamki bir kum saatidir usulca akan
Dolan sevgimizdir biz boşaldıkça
Yaşımız birazda sevgilerimizin akranıdır
verebileceğimiz tek şey budur dünyaya
Şu dağılgan yüreğimi, şu köpüklere imrenen yüreğimi
Bir gün yollara atarsam
Bir gün nehir yataklarıma dolarsam korkarım
Suyumun çoğu senden yana akacak
Bütün sözcüklere adını ekleyeceğim
Gül deniz, Gül yağmur, Gül şarap
Gül aşk, Gül şiir ey gül
Yaşamım yitip giden düşlerim
Beynime bir sarkaç gibi vuruyor sorular
neresinde yanıldık biz bu yaşamın
Hangi el bozdu bu büyüyü hangi yazı
Acılara hüküm verdi soldan sağa taşarak?
Kalbimde yıllardır kabuk bağladı yaralar
Ödüm kopuyor birgün hepsi birden
kanamaya başlayacak diye
YENİLMEYECEĞİM BOYUN EĞMEYECEĞİM HİÇBİR ŞEYE
HEP DİRENEN BİR YANIM KALACAK
Adımın soluk izi acının seyir defterinde
Bu benim yalnızlığım, dalsızlığım benim
Kana kana içtiğim çeşmelerden susayarak ayrılmak
Titreyen bir ışık karanlıklarda
Onu kim görebilir, kim tanıyabilir?
Bitsin dediğim yerde bunun için başlıyorum
yitirdiğim herşeye dönüpte bakmam bundan
Susmayı bunun için severim bir çığlık gibi
donup kalır göğsümde
Onu ne anlayan nede duyan bulunur
Adını çoktan unuttum, yüzün aklımda
Bu şiiri neden sana adadığımı bilmiyorum
Ama her güzellik nasılsa kendi adını bulur
Bunun için ben gül dedim sana
Yinede bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa
kökleri toprağı saramaz olur
Üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan
Söyleyecek bir tek sözüm kalmazsa
çizerim yüzünü kuşların kanatlarına
Her çırpınışta gökyüzüne dağılır
yüzün hücrelerine varana dek uçuşur.